Atatürk’ü Koruma Kanunu

yorumsuz
1.008
Atatürk’ü Koruma Kanunu

Atatürk’ü Koruma Kanunu Ve Fransa’nın Sözde Soykırımı İnkar Yasası Üzerine Mülahazalar

Fransa ile olan ilişkilerimiz son dönemde gerginleşti.Bunun Fransa adına iç politik gelişmelere gebe olduğu söylenebilir ya da Sarkozy’in ihtirasları denilir.Hangi sebep olursa olsun bu sonuçta ifade özgürlüğüne terstir.İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile çelişmektedir.Öyle ki kendini insan haklarının beşiği gören Fransa’nın bu tavrı bir insan hakları ihlalidir.Daha önce bazı ileri demokrasi örneklerinde de bu görülmüştür.

Doğrudur tüm sitemimiz ,eleştirilerimiz haklıdır.Ancak bizim daha önceki ifade özgürlüklerine veremediğimiz önem karşısında bu durumu eleştirebilmemiz biraz kadük kalmaktadır.Hrant davası ,Orhan Pamuk davası bu durumlara verilecek iyi örneklerdir.

Bir başka husus da şudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk hakkında çıkarılan bir kanun vardır. Bu kanun şu şekilde çıkarılmıştır.

Demokrat Partinin yeni iktidara geldiği dönemlerdir. Ezan Türkçe okunması bırakılıp ,Arapça okunmaya başlanması, dindar insanlar üzerindeki baskıların hafiflemesi üzerine bir takım sözde irticai eylemler başlamıştır.Atatürk’ün ülke genelinde büstleri kırılmaya, boyanmaya ve hakaret içerikli yazılar yazılmaya başlanmıştır.

Olayların aslı sonradan anlaşılacaktır. Eski CHP adaylarından Kemal Pilavoğlu’nun adamları ‘’TİCANİLER’’ diye bilinirler, eylemleri onların provakasyon amaçlı geliştirdikleri faaliyetleridir. Bunun üzerine Atatürk’ü Koruma Kanunu Demokrat Parti tarafından çıkarılmış ,bizzat Adnan Menderes’in koruyuculuğu altında meclisten geçirilmiştir.

Peki bu kanun nedir:

Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun:

Yayın : resmi gazete

Yayım tarihi ve sayısı : 31/07/1951 – 7872

Numarası : 5816

madde 1- Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
yukarıki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.

madde 2- Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunulacak ceza yarı nispetinde artırılır.

birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.

madde 3- Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.

madde 4- Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

madde 5- Bu kanunu adalet bakanı yürütür.

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, hakareti ya da kamu malını tahribi cezalandıran kanunlar yapmanın bireysel hakları tehdit eden herhangi bir yönü yoktur. Hakaretin artık aramızda olmayan bir insana yöneltilmiş olması da, mazur görülmesini elbette gerektirmez.

Ancak bütün bunlar, Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun hatasız bir şekilde tasarlandığı anlamına gelmiyor.
Bu tür kanunların bireysel haklar ve düşünce özgürlüğü adına en büyük tehlikesi, eleştiri-hakaret ayrımında oluşacak içtihatların niteliği. Zira bu ayrım sağlıklı bir şekilde yapılmadığı müddetçe, kanunun belli düşüncelerin susturulmasına hizmet edecek şekilde kötüye kullanılabilmasi de mümkün olabilir. Bir başka deyişle, uzun yıllardır Atatürk’ün ‘tartışılamaz’ ve ‘aşılamaz’ kılınmaya çalışılması yönündeki çabaların oluşturduğu algı, yargıya hakim olduğu ölçüde, Atatürk’ün düşünceleri ve uygulamalarına yöneltilen ‘olumsuz eleştiri’lerin de ‘hakaret’ olarak değerlendirilmesi fazlasıyla mümkün.
Kanunun ‘tuhaf’ olarak nitelendirilebilecek bir yönü de yok değil. Zira kanun, Atatürk’ün şahsına yönelik hakaretlerden çok, heykellerini korumaya odaklanıyor. Kanunda, Atatürk’ün şahsına hakaret etmenin cezası maksimum üç yıl olarak belirtilmişken, heykeller için öngörülen maksimum ceza ‘ağır hapsi’ de içermek üzere beş yıla kadar çıkabiliyor.

Görüldüğü üzere bizim başkalarını eleştirmek ,tarihi olguları tarihçilere bırakmak duruşumuz doğrudur.Lakin önce kendi tarihi gerçeklerimizle yüzleşmemiz gerekmektedir.Tarihte dokunulmayacak, konuşulamayacak hususlar olmamalıdır.Şeffaf bir bakış açısı geliştirilmeli ve bu tarihin her dönemine cesaretle uygulanabilinmelidir.

Ulaş Salih ÖZDEMİR / Eğitimci- Yazar / Yazarın Diğer Yazıları
www.egitimedair.net / Eğitime dair ne varsa…


Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 14 Mart 2016

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın