Bilimin Anlamı

yorumsuz
163
Bilimin Anlamı

Bilimin Anlamı

Bilimi anlamanın önemi nedir, buna neden gerek vardır? Bu soruya şu iki yönden yanıt verebiliriz.

1.Bilim’in uygulama sonuçları yaşamımızı giderek artan ölçülerde her cephesinde etkilemektedir;
2.Bilimsel düşünceyi tanıma çağımız aydını için bir entelektüel zorunluluktur.
Bilim’in yaşamımızı etkileyen uygulama sonuçları çok çeşitlidir. Her gün kullandığımız araç, aygıt ve makinelerin bir listesi bile bunların yaşamımızdaki önemini göstermeye yeter.
Telefon, radyo, tren, uçak, otomobil, elektronik hesap makineleri, atom bombası vb.. bilimin teknolojideki uygulamasından elde edilen bilgiler insanoğluna doğal çevresini kontrol altına alma olanağını sağlamış; doğa kuvvetlerini kendi yaşamını kolaylaştırma, daha rahat, daha güvenilir ve daha uzun yaşama yolunda kullanma yeteneği vermiştir. 300 yıl önce, Francis Bacon, ‘Bilgi kuvvettir’ demişti. Bilginin tükenmez bir kuvvet kaynağı olduğu, insanoğlunun uzaya açılan teknik başarılarıyla günümüzde iyice ortaya çıkmıştır.
Bu sonuçlar Bilim’in bizim için önemli olan bir cephesini oluşturur. Bundan belki de daha önemli bir başka cephesi, bilimin güçlü bir düşünme metodu olmasıdır. Bilimsel düşünme metodunun yapı ve özelliği, kitabımızın II.kesiminde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

Burada sadece 1-2 noktaya değinmekle yetineceğiz.
Bilimsel düşünme belli bir kafa disiplini gerektirir. Bu disiplini kazanmış bir kimse her şeyden önce gerçeğe dönüktür; olaylara saygılıdır. Yargılarında tutarlı ve ihtiyatlı olmasını bilir; olgulara dayanmayan uluorta genellemelerden kaçınır; akla ya da ortak-duyuya ne kadar yakın görünürse görünsün hiç bir konuda ön yargılara, dogmatik inançlara saplanmaz. Bilimsel düşünme yeteneğini kazanmış bir kimse için düşüncenin hareket noktası olduğu gibi, geçerlik ölçüsü de güvenilir gözlem verileridir. Gözlem verilerine ters düşen, ya da onları aşan, her türlü iddia, teori veya genelleme duygusal çekiciliği ne olursa olsun, şüphe konusu olmak zorundadır. Herhangi bir çıkarım ya da savın geçerliği, olgulara uygunluk gösterdiği kadardır.
Bilimsel düşünme belli bir dünya görüşüne dayanır. Bu görüş rasyoneldir; her türlü mistik ve doğaötesi görüşlerin karşısında yer alır. Doğada olup biten olayları, doğaüstü kuvvetlerin varlığını tasarlayarak değil, gene doğal olaylara başvurarak açıklamaya gider.
Son olarak bilimsel düşüncenin bir anlama, bir bulma ve doğrulama metodu olduğunu söylemeliyiz. İnsanlık uzun geçmişinde, aynı amaçlar için başka yolları da denemiştir. Mitoloji, din, aaaafizik gibi bilim dışı yollar, evreni anlama çabaları arasında sayılabilir. Fakat bu çabaların hiç biri başarılı olmamıştır; bilimsel metodun sağladığı güvenilir bilgiye, olguları açıklama gücüne erişememiştir.
İlerde daha genişçe ve ayrıntılı olarak işleyeceğimiz bu 3 nokta Bilim’in entelektüel değerini belirten temel özelliklerdir. Demek oluyor ki, Bilim’in değeri bir yandan teknolojideki uygulaması ile faydaya yönelmiş icatlarda, öte yandan nitelikleri belli bir kafa disiplini, rasyonel bir dünya görüşü ve evrenin insanoğlu için sır olan yanlarını ve işleyişini anlama, açıklama ya da betimleme metodu oluşturmasında kendini göstermiştir. Bu iki cepheli değer, yüzeyde uyuşmaz gibi görünse de aslında birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Çünkü, faydaya dönük teknolojik gelişmeler, temelde fayda gözetmeyen, salt insanoğlunun bilme ve anlama çabasına dayanan bilgi ve açıklamaları gerektirdiği gibi, bu tür bilgi ve açıklamaların kapsamını genişletme, geçerlik ve güvenirliği arttırma bakımından da teknik araçlara gereksinme vardır.
‘Bilim nedir?’ sorusu çok sorulan sorular arasındadır. Fakat üzerinde henüz hepimizin birleştiği bir yanıtı verilmemiştir. Bu güçlüğün nedenleri arasında şu ikisi gösterilebilir:
1.Bilim donmuş, statik bir konu değil, sürekli ve artan bir hızla gelişen, değişen bir etkinliktir.
2.Bilim inceleme konusu ve yöntemi yönünden kapsamı ve sınırları kesinlikle belli, bir etkinlik değil, çok yönlü, sınırları yer yer belirsiz karmaşık bir oluşumdur.
Dural ve basit oluşumları bile tanımlamada çok kez güçlük çekeriz. Bilim gibi sürekli değişme halinde olan, yapısı karmaşık bir süreci, kesin ve açık ve herkesin kabul edeceği bir tanımla belirlemek ise büsbütün güç bir iştir. Ancak bu güçlük ne bilginleri ne de Bilim üzerinde düşünen filozofları bazı tanımlar ileri sürmekten de alıkoymamıştır. İlgili literatüre bir göz atmak ortaya atılmış tanımların sayı ve çeşit bakımından çokluğunu görmeye yeter. Biz bunlardan sadece önemli gördüğümüz birkaçı üzerinde duracağız.
Çok yaygın bir tanımlamaya göre Bilim, örgün bir bilgiler bütünüdür. Bu tanım yetersizdir; ancak yetersizliğinin nedenini açıklamadan önce, tanımın dayandığı iki terimin (‘Bilgi’ ve ‘örgün’) anlamlarını belirtmeye ihtiyaç vardır.
‘Bilgi’ terimi günlük dilde çeşitli anlamlarda kullanılmaktadır. Biz burada sadece teknik anlamını belirtmekle yetineceğiz. Bir şeyin bilgi sayılması için şu 3 koşulu karşılaması gerekir:
1.O şeyin bir önerme ile dile getirilebilir olması (Önerme, bir tümce ile dile getirilen doğru veya yanlış bir yargı demektir. Örneğin ‘Bakır bir iletkendir’ tümcesi doğru bir önerme, ‘Dünya güneşten daha sıcaktır’ tümcesi yanlış bir önerme dile getirmektedir).
2.Bu önermenin doğruluğunu gösteren güvenilir kanıt veya belgelerin olması.
3.Önermenin doğruluğuna inanılması.
Örneğin, dünyanın yuvarlak olması bilgilerimizden biridir. ‘Dünya yuvarlaktır‘ önermesi bunu ifade etmekte ve önermenin doğruluğunu gösteren elimizde çeşitli kanıt veya belgeler vardır. Ayrıca çoğumuz önermenin doğruluğunu kabul etmekteyiz. Öte yandan ‘Dünya yuvarlaktır’ önermesi herhangi bir önerme değildir; olgusal içerikli bir önermedir. ‘Yuvarlak nesneler biçimlidir’ gibi bir önerme ise olgusal içerikten yoksundur. ‘Yuvarlak’ sözü bir biçim türü ifade ettiğine göre, önerme asında ‘Biçimli olan cisimler biçimlidir’ demekten ileri geçemiyor. Oysa, ‘Dünya yuvarlaktır’ önermesi bize bir şey öğretmiyor. Dünya yuvarlak değil, başka bir biçimde de olabilirdi; yuvarlak olması zorunlu değildir.
‘Örgün’ terimine gelince, bilgilerimizi dile getiren önermelerin mantıksal bir ilişki içinde olması anlamına gelmektedir. Bilim bir yığın dağınık, ilişiksiz önermelerden oluşmakta (bu önermelerin hepsi doğru olsa bile), bunların mantıksal yönden bir ilişki düzeni içinde yer alması , bir sistem oluşturması gerekmektedir.
O halde Bilim’e örgün bir bilgiler bütünü gözüyle bakabiliriz. Ne var ki, bu tanım bir yandan çok geniş, öte yandan çok dar görünmektedir. Çok geniştir çünkü Bilim dışında başka bazı şeyleri de aynı şekilde niteleyebiliriz. Örneğin bir Telefon rehberi, bir Üniversite katalogu için de örgün bilgiler bütünü diyebiliriz. Ama bu tür şeylere bilim diyemeyiz. Tanım aynı zamanda çok dardır; çünkü bilgi, bilim’i tanımlama da gerekli bir nitelik olmakla beraber, yeterli bir nitelik değildir. Bilgi bir üründür; bir sürecin sonucudur. Bilim bir sonuç olduğu kadar, hatta belki daha fazla, bir süreçtir. Bu süreç, ‘Bilimsel düşünme’, ‘bilimsel metod’ ya da ‘Bilimsel araştırma’ denilen bir bulma ve doğrulama çabasıdır. Sözkonusu tanım bilim’in bu özelliğine yer vermediği için ya da dar ya da eksik sayılmak gerekir.
Bir başka yaygın tanım da şudur: Bilim gerçeği ( ya da ‘doğru’yu) arama etkinliğidir. Çok genel bir anlamda bu tanımı belki uygun görebiliriz. Ancak aynı tanımı Felsefe, hatta sanat ve edebiyata da uygulamak olanağı vardır. Kaldı ki, tanımda geçen ‘gerçek’ ya da ‘doğru’ terimi açık ve belirli bir anlam taşımamakta, çeşitli bağlamlarda farklı anlamlar için kullanılmaktadır.
Bilim’i, ‘İnsan deneyim ve yaşantısını betimleme, yaratma ve anlama metodu’ olarak tanımlayanlar da vardır. [2] Burada ‘deneyim’ ve ‘yaşantı’ sözleri ile tüm bilinçli algılarımız kastediliyorsa (ki öyle olması gerekir) tanımın kapsamı çok geniş tutulmuş demektir; çünkü Bilim kadar hatta daha fazla sanat ve edebiyat çalışmaları da insan yaşantısını betimleme, yaratma ve anlama çabasındadır.
Tanınmış bir bilim adamı, genellikle kabul edilmiş bazı tanımları eleştirdikten sonra, şöyle bir tanım ileri sürüyor: ‘Bilim, üzerinde herkesin birleşebileceği yargıları konu alan bir çalışmadır.'[3] Bu tanım şu iki yönden açıklamaya muhtaç görünüyor: (1) ‘yargı’ sözü ile ne anlatılmak isteniyor? (2) ‘üzerinde herkesin birleşebileceği’ koşulu neden ileri sürülüyor? Yazarın ‘yargı’ sözü ile doğa olaylarını dile getiren önermeleri kastettiğini düşünebiliriz. Bu doğru ise akla başka bir soru gelmektedir.
Bilim doğa olaylarını mı yoksa bunları dile getiren yargıları mı inceler? Dilin bilimdeki önemli yerini inkar etmemekle beraber, bilimin doğrudan olguları değil, fakat bunların ifadesi olan birtakım dilsel nesneleri konu aldığını söylemek pek akla yakın görünmüyor. Dil bir anlatım ve bildirim aracıdır; bilim dilden yararlanarak incelediği olguları ve ulaştığı sonuçları saptar. Bilginin yayılması, eleştiriye konu olması için de belli bir dilde ifade edilmiş olmasına ihtiyaç vardır. Ama gene de bilimin konusu olguların kendisidir, yoksa bunları ifde eden önermeler değildir, diyeceğiz.
Yazarın ileri sürdüğü koşula gelince, böyle bir sınırlamanın önemini hemen belirtmeliyiz. Böylece kişisel kalan, öznel, benzeri olmayan ya da mucize türünden sayılan ‘olgular’ın bilimsel incelemenin kapsamı dışına düştüğü; yalnız nesnel, herkesin inceleme ve eleştirisine açık olguların bilime konu olabileceği belirtilmiş olmaktadır.
Bilim kavramımızın genişlemesi ve derinleşmesi için önemli sayabileceğimiz iki tanıma daha değinmekte yarar vardır. Bunlardan biri ünlü bilgin Einstein’ın tanımı:’Bilim, her türlü düzenden yoksun duyu verileri (algılar) ile mantıksal olarak düzenli düşünce arasında uygunluk sağlama çanasıdır.’ [4]
Russel’in tanımı: Bilim, gözlem ve gözleme dayalı uslama (akıl yürütme yoluyla önce dünyaya ilişkin olguları, sonra da bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır. [5]
Kısa bir karşılaştırma hem yetkili kalemlerden çıkan bu iki tanımı iyi anlamamıza, hem de aralarındaki temel farkı görmemize yardım edecektir.
Her iki tanımda da olgulardan ve mantıksal düşünme ya da uslamadan söz etmektedir. Ancak Einstein’ın tanımında bilime duyu verileri olarak konu teşkil eden olgular düzensizdir. Algı dünyamız bir kaostan başka bir şey değildir. Düzen olgu dünyasının değil, fakat mantığın, insan aklının bir niteliğidir. Bilim, aklın düzenleyicisi niteliğini, yani mantığı kullanarak olgu dünyasını anlaşılır kılmaya çalışır. Russell’in tanımında ise akla olguları düzenleme görevi değil, gözlem yolu ile saptanan olgular arasındaki ilişkileri bulma görevi düşmektedir. Einstein’ın tam tersine Russell, doğayı düzenli saymaktadır. Bilim bu düzeni bulma ve dile getirme çabasıdır.
Bu karşılaştırmadan da anlaşılacağı üzere Einstein bilime daha çok akılcı bir açıdan, Russell ise daha çok empirik açıdan bakmaktadır. İlerde de göreceğimiz gibi, bilim ne salt aklın, ne de katıksız gözlem ve deneyin bir sonucudur. Kant’ın göstermeye çalıştığı üzere bilgilerimizin içeriğini duyu verilerimiz, biçimlerini aklın verileri (kavramlar) oluşturur. Bilim aklın ve algı verilerinin uygun biçimlerde birleşmesinden oluşur.
Tanımlar üzerindeki tartışmayı daha fazla uzatmamak için şöyle bir tanıma gidebiliriz: Bilim denetimli gözlem ve gözlem sonuçlarına dayalı mantıksal düşünme yolundan giderek olguları açıklama gücü taşıyan hipoaaaler (açıklayıcı genellemeler) bulma ve bunları doğrulama metodudur.

www.egitimedair.net / Eğitime dair ne varsa….


Etiketler: , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 17 Nisan 2017

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın