Büyük Coğrafi Keşifler

Büyük Coğrafi Keşifler

Büyük Coğrafi Keşifler

XV. yüzyılın sonlarına doğru Avrupalılar, pek çok ekonomik ve bilimsel gelişmenin, değişmenin etkisiyle bulundukları kıtayı çeviren denizlerden uçsuz bucaksız okyanuslara yelken açmaya başladılar. Tarihe Büyük Coğrafi Keşifler olarak geçecek olan bu serüven yalnızca Avrupa tarihini değil bütün dünya tarihini etkileyecek, yeni kıtaların bulunmasına, sömürgecilik çağının başlamasına neden olacak; Avrupa’da feodalizmi sona erdirecek olan ekonomik zenginleşme sürecini başlatacaktı.

Yalnızca 50 yıl gibi bir sürede insanoğlunun dünyanın büyük bir bölümünü tanımasını sağlayan bu keşifler, ne bir günün ne de tek bir olayın sonucudur. Bu keşifleri sağlayan etken, insan bilgisinin vardığı aşama ile Avrupa’yı etkileyen siyasi ve ekonomik koşulların bir araya gelmesidir. Kapalı bir feodal düzende kendi inançlarıyla sarılı bir dünyada yaşayan Ortaçağ insanının, XV. yüzyılda dışa dönük bir dünya görüşünü benimsemesiyle gerçekleşen düşünsel aşama keşifler için uygun ortamı hazırladı. Böylece büyük keşifler yolunda ilk sırayı alan devletlerarasında amansız bir yarış başladı.

Büyük Coğrafi Keşiflerin Nedenleri

Büyük Keşiflerin temel nedeni ekonomik olsa da birkaç madde halinde özetlenebilir

Ekonomik nedenler
Dini nedenler
Pusulanın kullanılmaya başlanması
Denizcilik tekniklerindeki gelişmeye paralel okyanuslara dayanacak gemilerin inşa edilmesi
Coğrafya bilgisinin artması
Ekonomik Nedenler

Avrupa’da altın yatakları, XIV. yy’dan bu yana tükenmişti. Oysa Afrika’daki Sudan’da sayısız altın madeni bulunduğu biliniyordu. Bu kıtaya yaptıkları keşif gezilerinde Portekizliler, 1445’te Senegal Irmağı’nın ağzına kadar ulaşmış, böylelikle Timbuktu yolu açılmıştı. Öte yandan Avrupa dışından gelen baharat da (karabiber, karanfil vb) Batı için gerekli ürünlerdi, çünkü av etleri ancak baharatla korunabiliyordu. Baharat üretilen başlıca yöre, Uzakdoğu’ydu. Ne var ki Çin’e ulaşan baharat yolu, Akka Limanı’nın 1291’de Müslümanlar tarafından alınmasıyla Batı’ya kapanmıştı. Bu nedenle Batılılar, Hindistan ve Çin’e ulaşmanın yolunu ya Afrika’nın güneyinden dolaşarak (bu yolu Portekizliler denemişti) ya da Atlas Okyanusu’nu aşarak bulmaya çalıştılar.

Dini Nedenler

Büyük keşiflerin başlamasında dini nedenler de önemliydi. Papa, 1456’da Portekizlilere Gine kıyıları için ve oradan öte Hindistan kapılarını açacak her türlü yol için kutsal onay vermişti. Oysa o günlerin dinsel inancında “Hindistan” ile Keşiş Yohannes Krallığı birbirine karıştırılıyordu. Olağanüstü zenginlikler bulunduğu sanılan ve İsa’nın gömüldüğü yeri bulup kutsal emanetleri kurtarma arzusuna hedef olan bu krallık, Etiyopya’dan başka bir yer değildi.

Bilinmeyen uzaklara yelken açan denizcilerin bir diğer hedefi de bilmedikleri topraklarda karşılaşacakları insanları Gerçek Din’e döndürmeyi, onlara Hristiyanlığı anlatmayı hedefleyen havarilik duygusuydu. Bu ülkeleri arayan denizciler, yeni bir kıta keşfettiler. Önce, Asya kıyılarına ayak bastıklarını sandılar; Kristof Kolomb’un Antiller’deki yerli halka “Hintliler” demesinin nedeni buydu. Yeni Dünya’nın güney bölümüne ise Amerigo Vespucci’nın adından hareketle Amerika adı verilecekti.

Pusulanın Kullanılmaya Başlaması

Keşiflerin başlamasının hem nedeni hem de kolaylaştırıcısı olan bir diğer unsur ise denizcilik teknolojisinde yaşanan gelişmelerdi. Çinlilerin kullandığı mıknatıs ibresi, Batı’da ancak XIII. yy başında tanındı. Pusulaların üzerine yönleri gösteren rüzgârgülü çizmeye o zaman başlandı. Bu aşamadan itibaren deniz haritalarına bugünkü enlem ve boylamların karşılığı olan ve rhumb olarak adlandırılan çizgiler çekildi. Denizciler belli bir rhumb çizgisini izleyerek bir noktadan diğerine ulaşabiliyordu. Denizde alınan yol ise su yüzeyinde ilerleyen herhangi bir nesnenin hızına göre hesaplanıyordu. Bu yöntemle yapılan deniz yolculuklarında enlemlerin hesaplanması olanaksızdı. Astronomiyi temel alan deniz ulaşımı ancak, usturlap denen aygıtın bulunması ve usturlap cetvelleri sayesinde gerçekleşti. Bu Avrupalıların daha sürekli ve düzenli bir biçimde ve daha az tehlikeyle okyanuslara açılmalarını sağladı.

Denizcilik Tekniklerindeki Gelişmeler

Avrupalıların engin okyanuslarda yönünü bulmasını sağlayan gelişmeler elbette tek başına yeterli değildi; okyanusların azgın dalgalarına karşı koyacak yeni gemiler de gereksinim vardı. Gemi yapımında kullanılan araç gereçlerin ve tekniklerin ilerlemesi sonucunda okyanusların dev dalgalarına dayanabilecek, Karavella adı verilen yüksek kenarlı uzun gemiler yapılmaya başlandı. Üç direkli, beş yelkeni bulunan ve yaklaşık 30 metre uzunluğundaki bu gemilerle Yeni Dünya’ya sefer düzenlemek olanaklı hale geldi.

Coğrafya Bilgisinin Artması

Her ne kadar İslam ve Hristiyan dünyası arasında savaşlar gerçekleşiyorsa da, Avrupalı denizciler ve Müslüman coğrafya ve harita uzmanları arasında bu savaşlar döneminde bilgi alışverişi de yapılıyordu. Doğu dillerinden Avrupa dillerine çevrilen pek çok kitap sayesinde Avrupalı denizciler Hint Okyanusu’ndaki deniz yollarına ve limanlarına ilişkin oldukça ayrıntılı bilgi sahibi olmuştular. Aynı zamanda matbaanın icat edilmiş olması da bu kitapların eskiye göre çok daha kolay ulaşılabilir olmasını sağlamıştı.

Gerçekleşen Coğrafi Keşifler Neler Oldu?

Kristof Kolomb okyanusu baştanbaşa geçmek şeklindeki büyük tasarısını önce Portekiz Kralı Kral II. Joan’a açtı ama önerisi reddedildi. Bunun üzerine Kolomb, 1488’de İspanya’ya geçti ve kısa sürede sarayla ilişki kurdu. İlk başta orada da önerisi reddedildiyse de Granada’nın Mağribilerden geri alınmasından sonra Kolomb amacına ulaştı; Kral II. Fernando ve Kraliçe I. Isabel ile Nisan 1492’de Santa Fe şartını imzaladı Bu antlaşmayla kendisine amiral unvanı ve keşfedeceği tüm adalarla toprakların kral vekili unvanı verildi.

Kolomb’un kafasında yalnızca maddi zenginliğe (baharat ve altın) kavuşmak gibi bir amaç yoktu. Asıl düşüncesi, elde ettiklerini, Kudüs’ü yeniden fethetmek amacıyla kullanmaktı. 12 Ekim 1492’de Kolomb’un üç yelkenli gemisi Bahama Adaları’ndan birine yanaştı ve buraya San Salvador adı verildi. Daha sonra Haiti Adası’na ayak basan denizciler, İspanya’ya dönüşte kahramanlar gibi karşılandılar. Üçüncü yolculuğunda Kolomb (1498-1500), Orinoco Irmağı’nın ağzına, yani ana kıtaya ulaşmıştı. Geldiği bu yerin “eskilerce bilinmeyen bir başka dünya” olduğunu söyledi. Kendisi farkında olmasa da, artık Amerika’yı keşfetmişti.

Floransalı Amerigo Vespucci, 1501-1504 arasında Güney Amerika’ya dört sefer düzenledi. 1507’de coğrafyacı Waldseemüller’in bir çalışması yayımlandı. Bu eserde Vespucci’nin yolculuğuyla “dünyanın dördüncü bölümü”nün keşfedildiği açıklanıyor ve bu topraklara Amerika adı veriliyordu. Kolomb’un gezilerinin öyküsü ise XIX. yy’dan önce yayın konusu olmayacak ve onun adı “Kolombiya”dan başka bir yere verilmeyecekti.

En az Amerika’nın keşfi kadar önemli olan bir başka gelişme de Hindistan yolunun bulunmasıydı. Sonunda Avrupa’ya baharat tedarik etme olanağı sağlanmış oluyordu. Hindistan’a giden baharat yolunu bulma isteğiyle dolu Portekiz Kralı I. Manuel, 1496’da yurttaşı Vasco da Gama’yı daha önce B. Dias’ın gittiği yerlere yolladı. Vasco da Gama, yanında 150 subay, müzisyenler, deneyimli bir mürettebat ve Arapça bilen çevirmenlerle yola çıktı. Ümit Burnu’nu aştıktan sonra bir Noel günü, Doğu Afrika’da Natal adını verdiği bölgeye ulaştı. Bundan sonra Mozambik’e ve bölge hükümdarının yanına verdiği Malezyalı rehber sayesinde Malabar kıyısına vardı. 1498’de Kalküta’da karaya çıktı; nihayet Hindistan’a erişilmişti. Keşiflerde geri kalmış sayılan Portekiz için azımsanacak bir başarı değildi bu; Kral Manuel son derece gururluydu. Vasco da Gama’ya Hindistan Genel Valisi unvanı verildi. Ondan sonra başka denizciler, aynı rotayı izleyerek bir Portekiz İmparatorluğu kuracaklardı. 1507’de Hürmüz ve Seylan’ı alan Afonso de Albuquerque, 1511’de Portekiz Hindistanı’na genel vali olarak atandı.

Portekizli Ferdinand Macellan, bugün hangisi olduğu bilinmeyen bir haritayı örnek alarak Güney Amerika’nın ucundaki burnu aşma konusunda öylesine iddia etti ki, gemiler sahibi Cristobal de Haro, bu keşif seferini parasal yönden desteklemeye talip oldu. Macellan sonunda, 1518’de V. Karl ile anlaştı. 20 Eylül 1519’da beş gemiyle denize açıldı. Gemileri buzullar arasında sıkışınca Patagonya kıyılarına çıkmak zorunda kaldı (1520). Fiyortlar ve liman ağızlarından gerçek bir labirent oluşturan ve Estreito de Todos los Santos (Bütün Azizler Kanalı) adını verdiği (günümüzde Macellan Boğazı) boğazı aşmak bir ay sürdü. Çok uzun süren, fırtınalar altında geçtiği boğazdan sonra, fırtınaların sona ermesinden ve kendisini sakin suların karşılamasından dolayı Portekizcede “sakin” anlamına gelen “Pasifico” sözcüğünden yola çıkarak Pasifik Okyanusu (Büyük Okyanus) adı verdiği okyanusa 10 Aralık’ta açıldı. Macellan, Pasifik Okyanusu’nu iki ay gibi kısa sürede aşacaktı.

Lapu-Lapu önderliğindeki yerlilerle girdiği Mactan Savaşı’nda öldürülünce (1521), keşif gezisini Basklı Elcano sonuçlandırdı; bu denizci, Macellan’ın gemisi Victoria’nın komutasını aldı ve Maluku Adaları’na (Baharat Adaları) ulaştı. 4 Eylül 1522’de Sevilla’ya döndü. Böylece dünyanın çevresi ilk kez dolaşılmış ve yuvarlak olduğu kanıtlanmış oluyordu. Ayrıca bu yolculukla Avrupa insanı lama ve penguen gibi daha önce hiç bilmediği hayvan türlerini de tanımış oluyordu.

Coğrafi Keşiflerin Sonuçları

Büyük keşiflerin başlıca ekonomik ve ticari sonuçları, ticaret yollarının Akdeniz’den Atlas ve Hint Okyanuslarına kayması, ayrıca Hollanda’nın yeni bir büyük güç olarak ortaya çıkmasıydı. Hollandalı bankerler, kendi kurallarını koyup kabul ettirdiler. Tordesillas Antlaşması’yla (1494) dünyayı bölüşmüş olan Portekiz ve İspanyol İmparatorlukları artık belirleyici rollerini kaybetmişlerdi.

Avrupa pazarında, Amerika ve Hindistan kaynaklı değerli madenlerin bollaşması, Avrupa ülkelerinin zenginleşmelerine ve giderek bütün dünyayı pazarları haline getirmelerine yol açtı. Altın, gümüş ve bakırın Avrupa’ya gelişiyle, 1500-1650 yılları arasında kıtanın metal stokları iki katına çıktı. 1500-1820 arasında yeryüzünde çıkarılan madenin dörtte üçünden fazlası İspanya ve Portekiz’e bağlı topraklardan elde edilmişti. Amerika’dan elde edilen değerli madenler sayesinde Avrupa, Asya’dan aldığı malların karşılığını kolayca ödüyordu. Batı’da karabiber ve diğer baharatlı maddeleri kullanma alışkanlığı yerleşmiş, Çin ve Hindistan’dan ipek ile porselen ithalatı gelişmişti. Bu arada Uzakdoğu ülkeleri Batı’nın borçluları durumuna giriyorlardı, çünkü Batı onlara, ticaret için vazgeçilmez olan madenleri sağlıyordu. Dolayısıyla Avrupa, coğrafi keşifler sayesinde Asya karşısında güçlü bir konuma geldi. Aynı zamanda merkantilizmin gelişmesiyle Avrupa’da burjuva sınıfı ortaya çıkmaya başladı.

Kaynakların işletilmesi, “kumpanya” diye adlandırılan özel şirketlere emanet edildi. Her ülkenin bir Hindistan Kumpanyası vardı; bunlar bir çeşit devlet içinde devletti. Yalnızca İspanyollar bu sistemin dışında kaldı. Bu zenginleşmenin bir de karanlık yüzü vardı: Amerika’nın yerli halkı kitlesel bir kıyıma uğramış ve sömürgecilik çağı başlamıştı. Fatihler, Meksika ve Peru’daki uygarlıkları altın hırsıyla yağmaladılar, çoğu uygarlığı yeryüzünden sildiler, milyonlarca insanı katlettiler. Geride kalanlara ise hem Portekizliler hem de İspanyollar Hristiyanlığı zorla kabul ettirmeye çalıştılar. Bu arada bütün Batı ülkelerinin en çok kâr sağladığı alanlardan biri de zenci köle ticaretiydi. 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar, birçok insan kölelik yüzünden en temel haklarından mahrum kalacaktı.

Avrupa’da alınıp satılır hale gelen yeni gıda maddeleriyle, yemek kültürü ve tüketim alışkanlıkları değişmeye başladı. Tütün, vanilya, kakao, patates, domates gibi sevilen yiyecekler ve kümes hayvanlarından hindi Avrupa’ya taşındı. Bu arada bütün Batı ülkelerinin en çok kâr sağladığı alanlardan biri de zenci köle ticaretiydi.

Sonuçta büyük keşifler, dünya hakkındaki bilgilerin genişlemesini, yeni düşünce biçimleri ve yeni bir yaşam tarzı oluşmasını sağlayacağı gibi, köle ticaretinin de sömürgeciliğin de hızlanmasına yol açacaktı.


Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 15 Eylül 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın