Ölmek sadece ölmek midir?

yorumsuz
861
Ölmek sadece ölmek midir?

Ölmek sadece ölmek midir?

Burası neresi biliyor musunuz?

Son durak?

Yani morg!

Dolaplarda kokmamamız için saklayacaklar!

O mermer soğuk taş üzerinde de ılık bir su ile yıkayacaklar.

Korkacaksın, aynı zamanda ürkeceksin.

Ne çare?

Dönüşün yok…

İşte soğuk üflemeye başladı dolabın pervaneleri,

Etrafını çepeçevre saran o siyah petrol kokan torba, senin televizyonlarda izlediğin, ceset torbası.

Göğsün daralmaya, yüreğin yanmaya başladı.

Bedenin istemsizce başak tarlaları gibi sarardı.

Diş etlerin çekilmeye, gözünün feri sönmeye yüz tuttu.

***

Korkuyorsun değil mi?

Hiç ölmeyeceğim zannettin değil mi?

Altta bir ceset var.

Üstünde bir ceset…

Kan kokuyor altındaki cenaze, galiba silahla vurulmuş diye içinden geçiriyorsun.

Sonrada senin gözlerini kapayıp ceset torbasının fermuarını çeken hasta bakıcıya kızıyorsun. Beni neden buraya gönderdi diye.

Sarı ışık ile loş ve kasvetli ve ceset kokan bir yerdesin, etrafı aydınlatan ampulü bari söndürmeseler diye dua ediyorsun…

Seni sevenler seni bu soğuk hatta buz gibi ve metal olan yere atıp gittiler.

***

Ne zaman gelip beni buradan kurtaracaklar diye istemsizce içinden geçiriyorsun.

Yapacak daha çok işin vardı.

Ev alıp, arabayı yenileyecektin.

Markalı elbiselerin geldi aklına…

Dünyayı titreterek yürüyordun aklınca…

Caka satıyordun komşunun ve amcanın oğluna…

İşte sonun başlangıcındasın.

Dönüş yok.

Keşke ibadetlerimi yapsaydım, diye geçirdin içinden cılız bir sesle.

Aman yaşlanınca başlarız, hele bir gençliğini yaşa diyen adi ve kör olasıca nefsin aklına geldi.

İşini de yeni kurmuştun. Müşterileri düşündün o ara.

Yetiştirmen gereken o kadar çok iş vardı ki.

Herkesler seni çok seviyor gibi davranıyordu.

Ama bu iş bitti.

Yaptığın ne kadar az iyilik varmış kötülüklerinin yanında…

Korkuyorum Allah’ım…

Yardım et Rabbim…

Nidaların beş metrekare olan soğuk dehlizin içinde çınlıyordu.

****

Sevdiklerin, seni sevenler, ya da senin öyle zannettiklerin arkalarına bile bakmadılar.

Gittiler, gittiler, gittiler…

Her şey yalanmış değil mi?

O kırdıkların, gönül sadakasını aldıkların..

Hakkını yediklerin…

Yalan söylemelerin…

Allah’la aldatmaların…

Terazide kandırdıkların…

Yalan yere şahitliklerin…

Makam ve mevki için sattıkların…

Bilmediğin halde suçladıkların…

Dedikodusunu yaptıkların…

Siyaset için kırdıkların…

Güvendirip yarı yolda bıraktıkların…

Haysiyetsizce paye kazanabilmek için utanmadan iftira attıkların…

Zulmedenlere, makamın için ses çıkarmadığın, hatta onayladığın anlar…

Gözünün önünden bir çırpıda geçiyor değil mi?

Pişmansın hem de çok pişman…

***

Ama nafile artık nedamet yok.

Dönüş yok.

Seni ve soğumaya usul usul başlayan bedenini korku sarmaya başladı değil mi?

Evdekiler ne yapıyor diye düşünme.

Onlar çoktan üç gün sonrası için miras hesapları peşindeler.

O biriktirdiğin mallar canından esirgediğin evlatlarını bir birine düşürecek.

Bırak bu düşünceleri…

***

Burası dünya, burada her zaman işler yarım kalır.

Küçük bir hatırlatma yapmadan geçemeyeceğim:

“Hepimiz öleceğiz”

Öyle ise?

Derdimiz ne?

Bu kavga neden?

Paylaşamadığımız ne?

Ulaş Salih ÖZDEMİR  / Eğitimci- Yazar / Yazarın Diğer Yazıları

www.egitimedair.net / Eğitime dair ne varsa…


Etiketler: ,
Eklenme Tarihi: 25 Kasım 2016

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın