Prut Savaşı

yorumsuz
127
Prut Savaşı

Prut Savaşı

XVII. yüzyılın sonlarına doğru Rusya iyice güçlenmiş, Osmanlı Devleti’ne düşmanlığını açıkça göstermeye başlamıştı. Bu sırada Rusya’nın başında Çar I. Petro bulunuyordu. 1683 II. Viyana Kuşatması sırasında Osmanlı Devleti’nin yenilmesi sonucu, onu Avrupa’dan atmak için bir Haçlı ittifakı olan “Kutsal İttifak” kurulmuş, Papa ve Lehistan’ın teşvikleriyle 1686’da buna Rusya da dahil olmuştu. Çar I. Petro bu ittifaka katılmakla, Türkiye’ye saldırmanın tam fırsatını yakalamıştı.

“Kutsal İttifak”a girmesinin ardından I. Petro’nun ilk saldırı alanı 1689’da Kırım oldu. Kırım Hanı’na yenilince, bu sefer de 1695’de Osmanlı’nın Karadeniz’de en zayıf noktası Azak Kalesi’ne saldırdı. İlk başta başarılı olamasa da Don Nehri’nde inşa ettirdiği savaş filosunun yardımıyla 1696’da Azak Kalesi’ni almayı başardı. Çar, Azak Kalesi’ni almakla Azak Denizi’ne inmiş, fakat bu denizi Karadeniz’e bağlayan Kerç Boğazı Türklerin elinde bulunduğu için Karadeniz’e inememişti. Bu emelini gerçekleştirmek istiyordu fakat Osmanlı’nın 1699’da ittifakın diğer devletleriyle Karlofça Antlaşması’nın imzalanması arzusunu suya düşürdü. Çar, Osmanlı Devleti ile tek başına mücadele edemeyeceğini anlayınca, onunla 1700’e İstanbul Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalıyor, bu antlaşmayla Azak Kalesi surları yıkılmak şartıyla Rusya’ya bırakılıyordu.

I. Petro, Türkiye tarafını adı geçen antlaşma ile emniyete aldıktan sonra, bu sefer de Baltık Denizi’ne inmek için İsveç üzerine yürüdü. Bu deniz seferlerinin ilk yıllarında İsveç Kralı XII. Charles (Demirbaş Şarl)’a yenildi ise de daha sonra 27 Haziran 1709’da onu Poltova’da ağır bir yenilgiye uğrattı. Bacağından yaralanan İsveç Kralı sınırı geçerek Osmanlı ülkesine sığınmak zorunda kaldı.

Prut Savaşı’nın Nedenleri

Prut Savaşı’nın nedenleri maddeler halinde şöyle sıralanabilir:

Poltava Savaşı’nda Ruslara yenilen İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın Osmanlı topraklarına sığınması, Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilişkilerin gerilmesine neden olmuştu. XII. Şarl Osmanlı Devleti’ni, I. Petro’nun Kırım ve Karadeniz’e saldıracağından bahisle sürekli Rusya’ya karşı savaşa tahrik ediyor, düşmanı Çar’ı Osmanlı vasıtasıyla mağlup edip, eski haşmetine kavuşmak istiyordu.
Prut Savaşı’nın nedenleri arasında en büyük payı İsveç Kralı’nın savaş kışkırtıcılığı alsa da tek neden bu değildi. Savaşın en önemli nedenlerinden birisi de, I. Petro’nun Osmanlı Devleti’nin Hristiyan tebaasını bu devlet aleyhine kışkırtma planları olmuştu. Çar, Balkan Hristiyanlarını “esaret” ten kurtaracağını alenen ilan etmiş, Prut Savaşı öncesi, Balkanlar’daki her Hristiyan unsura onları Osmanlı Devleti’ne tahrik için ajanlar göndermişti.
I. Petro’nun Türkiye’ye karşı savaş hazırlıkları içinde bulunduğu öteden beri biliniyordu. Yapılan barış anlaşmasına karşın Rusya, Don Nehri üzerinde savaş gemileri inşa etmeyi sürdürüyordu. Rusya’nın yeni savaş gemileri inşa etmeyi sürdürmesi İstanbul için bir tehditti.
Rus askerlerinin XIII. Şarl’ı takip ederken sınırı geçerek, Osmanlı toprakları içinde 48 saatlik yol alıp Müslümanları öldürmeleri ve mallarını yağmalamaları; son dönemlerde Kırım Hanlığı sınırlarına Ukrayna Kazaklarının akınlarının sıklaşması da savaşın nedenlerinden biriydi.
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki ihtilaflı durumlar, iki ülke arasında savaş ilanını kaçınılmaz hale getiriyordu. En son olarak fikri alınmak için Kırım Hanı İstanbul’a çağrıldı. Han, Sultan’a Rusya’ya karşı savaş açılmasını önerdi. Ardından Sofa Köşkü’nde yapılan müzakereler sonucu Rusya’ ya savaş ilanı için karar alındı. Baltacı Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu 9 Nisan 1711’de İstanbul’dan hareket etti.

Savaşın Başlaması

Osmanlı Devleti ile savaşmak için harekete geçen Çar I. Petro, Lehistan’dan Mareşal Boris Şeremetev komutasında öncü bir birliği Boğdan üzerine sevk etti. Bu birlik, Türkler gelmeden önce Tuna köprülerini tutacak, Eflak ve Boğdanlıları Osmanlı Devleti aleyhine isyana kışkırtacak ve Balkanlar’da isyana hazırlanan Hristiyanların ayaklanmasını kolaylaştıracaktı. 1. Petro’nun kendisi de Lehistan sınırını takviye ettikten sonra ordusuyla harekete geçerek Prut nehri kıyılarında Çucora’da karargahını kurmuştu.

Ruslar Osmanlı ordusundan önce Falcı’ya ulaşıp geçit mahallerinin bataklık olması dolayısıyla sol kanatlarını Tuna’ya kadar güvence altına alabileceklerini düşünmüşlerdi. Oysa Osmanlı ordusunun öncü birlikleri Ruslardan önce Falcı geçidini geçmişti. Tahminlerinden önce Falcı’yı geçen öncü birlikleri karşısında gören Petro, geri çekilmek istemişse de Kırım kuvvetlerinin geri çekiliş yolunu kapatmasıyla, Prut Nehri kenarında bulunan Novi Stanilesçe mevkiinde kuşatıldı. Aynı günün akşamı Osmanlı ordusunun ana kuvveti de gelmiş ve Rusların tüm engelleme çabalarına karşın büyük bölümü Prut’un karşı kıyısına geçmeyi başarmıştı.

Geri çekilme yolları kesilen I. Petro, 60 bin kişilik mevcudu ile savunma düzeni aldı. Sadrazam ve Başkomutan Baltacı Mehmet Paşa da emrindeki kuvvetlerle cepheden hücuma hazırlanıyordu. Osmanlı ordusunda bulunan İsveçli General Spar ile İsveç elçisi General Ponyatovisky, tecrübeleri sonucu Baltacı’ya hücum değil, kuşatma teklifinde bulundular. Çünkü Rus ordusu aslında açlık ve susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya idi. Kuşatma onları kısa zamanda teslime zorlayacaktı. Önerileri dinlemeyen Baltacı taarruz emri verdi. İsteksiz bir şekilde üç saat savaşan yeniçeriler, düşmanın çetin direnişi karşısında 7 bin şehit vererek siperlere çekildiler. Rus ordusu için gün oldukça başarılı geçmişti.

Ancak ertesi gün nehrin öte yakasında kalan kuvvetlerin ve topların da Osmanlı ordusunun saflarında devreye girmesiyle ilk günkü başarıdan en ufak eser kalmadı. Toplar Rus ordusuna ölüm yağdırıyor, Rus ordusunda tam bir panik havası yaşanıyordu. İyice şaşıran I. Petro, “İşte şimdi Şarl’ın Poltova’da uğradığı felaketten daha büyük bir felakete duçar oldum” diyordu. Moskova’ya yazdığı mektupta, kendisini ancak bir mucizenin kurtarabileceğinden bahsediyor, mahvolursa, içlerinden en ehil olanı çar yapmalarını tavsiye ediyordu.

Aynı zamanda Rus ordusu, bilhassa gıdasızlık yüzünden çok kötü durumda olduğu gibi, Kırım ordusu da arkadan Prut nehrini tuttuğu için Ruslar buradan su alamıyorlardı. Böylece, susuzluk tehlikesi de başgöstermişti. Yardım gelmeyeceğini bilen Çar’ın morali son derece bozulmuş, çadırına çekilerek hiç kimseyle görüşmemeye başlamıştı.

Katerina Devreye Giriyor Barış Görüşmeleri Başlıyor

Hiç kimseyi görmek istemediğine dair kesin emrine karşın Prut Savaşı’nın üçüncü gününde Katerina, Çar’ın çadırına girdi ve umutsuzluğa kapılmadan önceonu Osmanlılara barış teklifi sunmaya razı etti. Mareşal Boris Şeremetev tarafından Baltacı’ya mektup yazıldı. Mektubu Baltacı’nın karargahına getiren Rus elçileri, barış karşılığı ne istenilirse çarları tarafından kabul edileceğini söylüyordu. Rus elçileri, Osmanlıları etki altına almak için, Katerina’nın mücevherleri yanında, ordudan topladıkları mücevherleri ve subaylardan ödünç aldıkları yaklaşık 200 bin duka altını beraberlerinde getirerek Baltacı’nın kethüdası Osman Ağa’ya vermişlerdi.

Gönderilen elçiler dönüp de Baltacı Mehmet Paşa’nın barış görüşmeleri için tam yetkili birini bildirince bütün ordugahda panik havasının yerini sevinç almıştı. Görüşmeleri için Çar’ın başbakanı Şafirov Osmanlı karargahına geldi. Görüşmenin başlarında Baltacı, Rus ordusunun tamamen teslim olmasını istediyse de Şafirov bunu ret ederek gerekirse sonuna kadar savaşacaklarını söyledi. Sonunda, 21 Temmuz 1711’de “Prut Antlaşması” adıyla anılan antlaşma imzalandı. Anlaşmanın maddeleri şöyle özetlenebilir:

Rusya geçen savaşta Osmanlı’dan aldığı Azak Kalesi’ni iade edecek,
Osmanlı topraklarına karadan ticaret için gelenler ve gidenler dışında İstanbul’da Rus elçisi bulunmayacak,
Rusların Türk sınırında yaptığı bütün kaleler yıkılacak ve içindeki silahlar Türklere verilecek,
Rusya hiçbir şekilde Lehistan’ın ve Kırım Hanlığı’na tabi Kazakların işlerine müdahale etmeyecek,
Demirbaş Şarl maiyetiyle birlikte ülkesine dönene kadar kendisini rahatsız edecek hiçbir girişimde bulunulmayacak,
Anlaşma koşulları yerine getirilene kadar Başbakan Şafirov ve Mareşal Şeremetev rehin olarak kalacak.
Prut Savaşı’nın önemi, yapılan antlaşma sonucu İstanbul Anlaşması ile Ruslara bırakılan yerlerin geri alınmasıydı. Böylece Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası bir süreliğine ertelenmiş, Azak Kalesi’nin geri alınmasıyla Karadeniz yeniden Türk gölü haline gelmişti. Üstelik bu antlaşma ile Osmanlı Devleti Karlofça Antlaşması ile yitirdiği yerleri geri alabilmek için umutlanmıştı.

Rusları barışa zorlayan nedenler belli idi. Peki Baltacı’yı Prut Antlaşması’nı yapmaya sevk eden ne idi? Bu durum devamlı tartışma konusu olmuştur. Bu tartışmaya, Baltacı-Katerina ilişkisi bir şehir efsanesi olarak girmiştir. Rus elçinin getirdiği mücevheratın da rüşvet olarak değerlendirilmemesi gerekir. Çünkü altını ve gümüşü daha yeni tanımaya başlayan Rus askerlerinin aralarında alelacele topladıkları gülünç servet, Hint, Venedik ya da İran elçilerinin bir defada Osmanlı Devleti’ne ve sadrazamına verdikleri armağanların yanında ancak okyanusta bir su damlası olabilir. Üstelik Baltacı Mehmet Paşa bir iftiraya kurban gitmemek için bunları herkesin içinde kabul etmiş almış ve aldıklarını dönüşünde hazineye beyan etmiştir. “Rüşvet” tezini ortaya atanlar İsveçliler olmuştur. Çünkü bunlar, Çar’ın çok kötü durumda olduğunu görerek, onun esir edilip, ordusunun dağıtılmasını istediklerinden Baltacı’nın barış kararına karşı çıkmışlar, Baltacı barışta direnince onu “rüşvet” almakla karalamak istemişlerdir.

Baltacı Mehmet Paşa’yı barışa zorlayan asıl neden Osmanlı ordusuna, özelde yeniçerilere güvenememesi olmuştur. Baltacı daha bir gün önce, yeniçerilerin isteksizliğine, kolayca püskürtüldüğüne tanık olmuştu. Umutsuzluk içinde can havli ile çarpışan küçük kuvvetlerin çok defa büyükleri yendiğini belirten tarihte sürüyle örnek vardır. Kahya Osman Ağa da yeni bir çarpışmanın talihine bel bağlayarak bu avantajlı durumu kaçırmanın yanlış olacağını ileri sürerek Baltacı’nın düşüncelerini etkilemişti.

Baltacı’nın yeniçerilere güvenememesi yanında, çevrilmiş durumda bulunan Rus ordusunun ağlanacak durumundan haberi yoktu. Türklerle Ruslar arasında casusluk yapılamıyor, kıyafet, din ve dil ayrılıkları buna olanak vermiyordu. Baltacı, Rus ordusunun çok kötü durumda olduğunu, özellikle açlık ve susuzluk halini gerçek anlamda bilse idi, belki de barış koşulları çok daha farklı olurdu.

Baltacı Mehmet Paşa-Katerina Aşkı

Türk tarihinin en büyük şehir efsanelerinden biri de Baltacı Mehmet Paşa ile Katerina arasında yaşandığı düşünülen ilişkidir. Prut Savaşı sırasında Rus ordusu tamamen yok edilme tehdidi altındayken Çar’ın imdadına karısı Katerina’nın yetiştiği, mücevherlerle birlikte Osmanlı ordusu komutanı Sadrazam Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına kadar gelerek onunla bütün gece ilişki kurduğu ve bunun sonucu Baltacı’nın güç durumda bulunan Çar’ın barış teklifini kabul ettiği yıllardır bir efsane olarak anlatılır durur.

Elbette bu efsanenin hiçbir tarihi dayanağı yoktur. Evet, Katerina gerçekten birinin çadırına girmiştir ama bu kesinlikle Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırı olmayıp eşi Çar Birinci Petro’nundur. Katerina ve Baltacı arasındaki ilişki tamamen masaldan ibarettir. Katerina’nın bırakın Baltacı Mehmet Paşa ile görüşmesini, ne Rus ordugahından çıkmıştır ne de başka bir Türk ile görüşmüştür. Prut Savaşı sırasında gerek Rusların gerek Türklerin tuttukları ruznameler ve sefere iki taraftan katılanların birçok anı ve raporu elimizde olduğu halde bir tanesinde bile ima yoluyla bile olsun böyle bir konu geçmemektedir. Prut Savaşı sonrası Baltacı Mehmet Paşa’yı gözden düşürmek için çeşitli iftiralarda bulunanlar (bunların arasında Demirbaş Şarl ve Kırım Hanı Devlet Giray bulunmaktadır) bile böyle bir şey ileri sürmemişlerdir. Ufak bir not olarak belirtmek gerekirse Prut Savaşı sırasında Baltacı Mehmet Paşa tam 82 yaşındadır!


Etiketler: , ,
Eklenme Tarihi: 15 Eylül 2018

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın